Edirne ve Meriç Google

Edirne, camileriyle, Meriç ve Tunca nehri üzerindeki taş köprüleriyle ünlü kentimiz. Mimar Sinan’ın dehasını gösterdiği şehrimiz. Şubat ayı olmasına rağmen çok güzel bir hava. Koca Sinan’ın en mükemmel şaheseri olan Selimiye cami ile başlıyor gezim.Şehrin hemen hemen her köşesinden görünen bu cami Mimar Sinan’ın büyüklüğünü gösterdiği şaheser. Mimar Sinan’ın ustalık eserim dediği, Edirne’nin simgesi olan bu cami 1569-1575 yılları arasınde Sultan II. Selim zamanında yapılmış. Çok uzaklardan dört minaresi ile göze çarpan yapı, kurulduğu yerin seçimiyle, Mimar Sinan’ın aynı zamanda usta bir şehircilik uzmanı olduğunu da göstermektedir. “Kalfalığımı İstanbul’daki Şehzade Camisi’nde yaptım. Ustalığımı da Süleymaniye Camisi’nde tamamladım. Fakat bütün gücümü bu Sultan Selim Han Camisi’ne sarfedip uzmanlığımı gösterdim ve anlattım.” Mimar Sinan’ın bu sözleri Selimiye’ye ne kadar önem verdiğinin ve en mükemmel şaheserinin Selimiye cami olduğunun bir göstergesidir.Cami avlusu İstanbul’dan ve Anadolu’nun çeşitli yerlerinden Selimiye için gelenlerle dolu.Hepsinin gözlerinde Selimiye’nin ihtişamı.Selimiye’yi gezdikten sonra cami çıkışındaki kapalı çarşı Selimiye arastasına giriyorum.Sultan III: Murat zamanında Selimiye Camisine gelir olsun diye kurulan hediyelik eşyaların satıldığı şirin bir çarşı. Meyve kalıplı kokulu sabunlar, badem ezmesi, deva i misk şekeri  ve Edirne hatıraları ile ilgili hediyelikler. Edirne dönüşünde tekrar uğramak niyetiyle ayrılıyorum çarşıdan. Çarşıdan çıktıktan sonra  Eski cami ve Üç şerefeli cami çıkıyor karşımıza. Selimiye Cami Eski camii ve Üç şerefeli cami hepsi bir arada birbirini selamlıyor adeta.İlk durağım Eski çarşıyı gezmek, cami çevresinde tadilatlar var. Edirne’de Osmanlılar’dan günümüze ulaşmış en eski anıtsal yapı.Osmanlı’nın fetret devri döneminde yapılmış olan bu cami Edirne’de zamanımıza ulaşmış ilk orjinal abidevi yapı olarak da biliniyor. II. Murat döneminde Edirne’ye gelen ve camiye girerek vaaz verdiği söylenen Hacı Bayram Veli’nin anısına duyulan saygı nedeniyle vaaz Kürsüsü imamlarca kullanılmadığı bilgisini alıyorum camii içindeki rehberden. Ayrıca Kabe’den getirildiği rivayet edilen ve mihrabın sağında bulunan Kabe Taşı, özel bir ziyaret noktasıdır. Bu taşın önünde iki rekat namaz kılanların duaları kabul edilir şeklinde bir inanç yaygın. Eski Cami Edirne’de duaların kabul edildiği dört yerden biri olarak biliniyor.Cami’nin içi az sayıda insanlarla dolu, belli ki Selimiye’ye gösterilen ilgi Eski cami’yi unutturmuş.Eski cami’den Üç şerefeli cami’ye yöneliyorum. Bu cami ilk ilginçliklerin uygulandığı bir yapı.Cami enine uzamış ve 4 minaresi vardır. Dört minaresinin biri üç, biri iki, ikisi birer şerefeli olup; baklavalı ve burmalı motif üsluplarıyla bezenmiş. Şerefelerine üç ayrı yoldan çıkılıyor. Bu tarzıyla bir ilk ve birinci merdiven birinci şerefeye, ikinci merdiven ikinci ile üçüncüsüne, üçüncü merdiven ise; doğrudan üçüncü şerefeye götürüyor. Şehrin göbeğindeki bu üç camiyi gezdikten sonra Meriç nehri’ne doğru yola koyuluyorum. Şehrin en canlı caddesi ve gençlerin takıldığı Saraçlar caddesi’nde yoluma devam ediyorum. Bu cadde istiklal caddesi gibi şık dükkanların bulunduğu hoş caddelerden biri.Yolun sonunda  ilk olarak Tunca köprüsünden geçip Meriç nehrine varıyorum.Gerçekten mükemmel bir görüntü. Oniki kemerli Meriç köprüsü ile eşsiz bir manzara yakalıyorum fotoğraf makinemle. Nehrin kıyılarında sağlı sollu restoranlar var.Karnımın acıktığını hissediyor ve oturuyorum restoranlardan birine. Yemeğimi yedikten sonra taze bir çayla günün yorgunluğunu çıkarıyorum. Hayatımda çok keyif aldığım yerlerden birisi olarak not ediyorum Meriç nehrini. Karaağaç’a gitmeyi planlamıştım ama vaktimin kalmadığını fark ediyorum.Güneş yavaş yavaş çekiliyor semalardan kızıl bir renk kaplıyor Meriç’i. Günbatımını izlemek apayrı bir zevk veriyor Meriç’te.Akşam karanlığında merkezdeki otelime geri dönüyorum.Otele girmeden Selimiye’yi gece ışıklandırmasıyla fotoğraflıyorum. Gün çok eğlenceli ve bir o kadar da yorucu geçti ki bu yorgunluğun da etkisiyle hemen uyumuşum. Edirne’de uyanmak ayrı bir keyif…Bugünkü planımda Bayezit külliyesi, Muradiye cami, Kırkpınar güreş alanı, balkan şehitleri anıtı var. Selimiye cami’nin solundan yürüyorum. Muradiye camisi tepede yalnız başına beliriyor.Bu cami Sultan II.Murat tarafından Muradiye Mahallesinde, Sarayiçi’ne egemen bir tepeye yaptırılmış.Cami, dış görünüşünün yalınlığına karşın, iç süslemesi yönünden o zamanın Osmanlı Sanatının en önemli yapıtlarından. Buradan Selimiye camii bir başka gözüküyor. Daha sonra Edirne sarayının ve Sarayiçi Balkan Savaşı Şehitliği bulunduğu alana doğru yola koyuluyorum. Yaklaşık 10 dk sürüyor yolculuğum.Saraydan kalıntılar çarpıyor gözlerime ve hayal kırıklığına uğruyorum.İstanbul’dan önce başkent olan Edirne’nin sarayından kalıntılar var sadece. Günümüzde Kırkpınar güreşlerinin  yapıldığı bu saray alanına  Edirneliler Sarayiçi adını vermişler. Aynı bölgede  Sarayiçi Balkan Savaşı Şehitliği var. Balkan Savaşı’nda düşman işgaline karşılık verilen 300.000 şehit ve 1913 yılında Sarayiçi’nde aç ve susuz bırakılarak öldürülen 20 bin şehit anısına yaptırılan bir anıttır. Burada aziz şehitlerimize dua ettikten sonra II. Beyazit külliyesine doğru yöneliyorum ama yolun uzak olduğunun farkına varıp bir dolmuş arıyorum. Ama nafile ortalıkta gözüken bir dolmuş yok. Anıtı ziyarete gelenlerin arabasına el işareti yapıyorum ve bir tanesi beni araçlarına alıyor ve II.Beyazit külliyesi’ne doğru ilerliyorum.Tunca Nehri kıyısında bulunan külliye Edirne’nin en önemli yapıtlarından. Cami, tıp medresesi, imaret, darüşşifa, hamam, mutfak ve diğer bölümleriyle geniş bir alana yayılmış.Arabasına bindiğim ziyaretçilerin rehberine kulak kabartıyorum ve külliye hakkında geniş bir bilgiye sahip oluyorum. II.Beyazıd tarafından kurulan bu külliyenin esas amacı Edirne’yi bir hastaneye kavuşturmaktır.Külliyeyi tamamen gezdikten sonra vaktin bayağı ilerlediğini düşünüp şehir merkezine varmak için bir dolmuşa biniyorum. Şöfor benim Edirne’nin yabancısı olduğumu anlıyor ve kısa bir sohbete dalıyoruz.Dolmuş şöforunun söylediği cümleler  hala kulaklarımda çınlıyor. ‘32 yaşındayım ve hala Selimiye’nin içine bir kez olsun girmedim.Çok ilgimi çekmiyor ki.’ İşte bu bizim kendi değerlerimizi önemsememizin göstergesi.Benim bu sözlerini eleştirmem üzerine tekrar devam ediyor sözlerine. Yalnız ben değil çoğu Edirneli girmemiştir ki içine.İşte bu sözler daha da ürpertiyor içimi.İnanmak istemiyorum bu sözlere.Ve bir Edirne gezisi bu dolmuş şöforunun kalbimi acıtan sözleri ile noktalanıyor. Neden diyorum kendi kendime. Hangi millet bu kadar kendi tarihine ilgisiz kalabilir ki. Ve düşünüyorum Süleymaniye ve Sultanahmet camisini.Acaba İstanbulluların ne kadarı ziyaret etmiştir ki Süleymaniyeyi? Eşsiz tarihi güzellikleri ve Meriç nehri üzerindeki taş köprüleri ile ünlü Edirne bugünlerde sanki biraz buruk, biraz kırgın. Selimiye’den Meriç Nehri’ne ,II.Beyazid Külliyesi’nden Üç şerefeli camisine kadar eşsiz güzelliklerle dolu bu şehir kendi halkının ilgisizliğinden çekiyor bugünlerde. 

Sizde Yorum Gönderin